Dijital Vicdan: Bir Tıkla Rahatlayan Vicdan
Dijital Vicdan: Bir Tıkla Rahatlayan Vicdan
“Bu videoyu beğen, Filistin’e destek ol.” “Bu hastag'da düşüncelerini paylaş, ülkendeki haksızlıklara dur de.”
Kulağa biraz tuhaf geliyor, değil mi? Ama kabul edelim: Hepimiz böyle bir dünyanın içinde yaşıyoruz. Bir haksızlık görüyoruz, öfkeleniyoruz, bir paylaşım yapıyor, bir gönderiyi beğeniyor ve ardından içimizden “Ben sessiz kalmadım.” diyoruz. İşte buna “dijital vicdan” deniyor.
Türk Dil Kurumu bu kavramı 2025 yılının kelimesi olarak seçti. Peki dijital vicdan günlük hayatımızda nasıl işliyor? Bizi rahatsız eden bir adaletsizlikle karşılaştığımızda paylaşım yapıyor, bir hikâye yayımlıyor veya birkaç cümle yazıyoruz. Ardından içimizdeki rahatsızlık bir miktar azalıyor. Üstelik bunun için çoğu zaman ciddi bir bedel ödememiz gerekmiyor. Zamanımızı, paramızı, konforumuzu, sosyal konumumuzu ya da ilişkilerimizi riske atmadan birkaç saniyelik bir eylem gerçekleştirebiliyoruz.
Tam da burada mesele yalnızca sosyal medya kullanımı olmaktan çıkıp psikolojik bir boyut kazanıyor. Çünkü vicdan yalnızca bir şeyi yanlış bulmak değildir. Yanlış olduğunu düşündüğümüz şey karşısında kendimizi bir sorumluluk ilişkisi içinde bulmaktır.
Bir şeyi paylaşarak “Ben duyarsız değilim.”, bir gönderiyi beğenerek “Ben buna karşıyım.”, bir yorum yazarak “Ben üzerime düşeni yaptım.” hissini elde ediyoruz. Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Gerçek bir şey yaptık mı, yoksa yalnızca kendimiz hakkında iyi hissetmemizi mi sağladık?
İnsan yalnızca yaptığı şeylerle değil, kendisi hakkında kurduğu anlatıyla da yaşar. “Duyarlı insanım.” “Ben sessiz kalanlardan değilim.” Bunlar aynı zamanda kendimize dair kurduğumuz kimliğin parçalarıdır. Sosyal medya ise bu kimliği başkalarının bakışına sunabileceğimiz bir sahneye dönüşür.
“Öteki”nin bakışı kavramı burada anlam kazanır. Artık yalnızca ne yaptığımızla değil, başkalarının bizi nasıl gördüğüyle de ilgileniyoruz. Paylaşımımız görülüyor, beğeniler geliyor ve böylece kendimizi duyarlı, bilinçli, vicdanlı biri olarak yeniden kuruyoruz.
Dijital dünya, bu anlamda bir tür aynaya dönüşüyor. Kendimize bakıyor ve orada görmek istediğimiz kişiyi yeniden üretiyoruz: “Sessiz kalmayan duyarlı insan.” Elbette bu çaba başlı başına sahte değildir. Bir paylaşımın içinde gerçekten duyarlılık, dayanışma ve yardım etme isteği olabilir. Ancak bazen kendi yarattığımız bu imgeyle gerçek sorumluluk arasındaki ayrımı fark edememe gelme riski de var.
Çünkü sosyal medya bir şeyi paylaşmak kolaydır. Asıl zor olan, paylaşımın ardından gelen gerçek hayatla karşılaşmaktır: Zaman ayırmak, maddi ve manevi sorumluluk almak, birinin yanında gerçekten durmak, konforumuzdan vazgeçmek veya çevremiz tarafından eleştirilmeyi göze almak...
Psikanalitik açıdan burada süperegonun işleyişi de önemlidir. Süperego yalnızca “Bunu yapmalısın.” diyen bir iç ses değildir; “Yeterince iyi yapmadın, daha fazlasını yapmalısın.” diyerek suçluluk da yaratabilir. Dijital dünya ise işlevsel bir noktaya dönüştürülebilecek bu suçluluğu gereğinden hızlı biçimde yatıştırabilecek araçlar sunar.
Halbuki bazen de suçluluk hissi öğretici ve harekete geçiricidir, bu duyguyu hemen yok etmemiz gerektiği bize kim tarafından öğretildi?
Ancak bu çağ bize şu kolaycılığı da sunuyor; ''bir tık ve ardından gelen kısa süreli rahatlama...'' Bu tıklama ile yaptığımız şey vicdanımızı harekete geçirmek değil, dijital vicdanın sesini açıp gerçek vicdanımızın rahatsızlığını susturmak olabilir. Dijital vicdanın en büyük tehlikesi zaten bizi duyarsızlaştırması değil; duyarlı olduğumuza bizi fazla kolay ikna etmesi.
Dijital vicdan ve gerçek vicdanın ayırdına mercek tutacak olursak; dijital vicdan; hızlı, kolay ve güvenlidir, üstelik bize kendimiz hakkında iyi hissettirebilir. Gerçek vicdan ise sorumluluk duygusu ile çoğu zaman konforumuzu bozar ve bizi seçim yapmaya, harekete geçmeye iter.
Dijitalleşen çağımızda vicdanlarımız bakalım gerçekliğini ne kadar koruyabiliyor?
Bu soru iç ve dış dünyamız için gerçekten de önemli gibi.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; teşhis ve tedavi yerine geçmez. Şikâyetiniz varsa bir sağlık kuruluşuna başvurun.